BAĞIMLILIKLARLA BAŞ ETMEK

Beynimiz ve bedenimiz bir kararlılık halindedir. Bu dengenin hayatın içerisinde dahili ve harici faktörlere bağlı olarak bozulma ihtimali her zaman için söz konusudur. Eğer kişi bozulmuş olan bu dengeyi içsel faktörler aracılığıyla kendi öz kaynakları aracılığıyla sağlayamıyor ise bu denge halini sağlayabilmek ve devam ettirebilmek için başka bir unsurun varlığına ihtiyaç duyuyor ise ve o unsurun varlığı bazı ikincil etkiler meydana getiriyor ise bu durumu biz BAĞIMLILIK olarak değerlendiriyoruz. 

MADDE BAĞIMLILIĞI: bazı maddelerin varlığına ihtiyaç duyabiliyor. En yaygın olanı sigaradır. Sigaranın içerisinde var olan nikotin bağımlılık yapıcı bir maddedir. Keyif verici bir maddedir. Beynimizde dopamin salınımına neden olur. Dopaminde bir tür mutluluk hormonudur. Beyinin kendisini iyi hissetmesini sağlayan bir hormundur. Dolayısıyla sigara içen insanlar genellikle efkar dağıtmak için ya da keyif için içerler ilk etapta tabi. Bir müddet sonra artık sigaranın kendisi bağımlılık haline geldikten sonra onun yoksunluğu duygusundan kurtulmak için, o yoksunluğun yol açmış olduğu o gerilim duygusundan kurtulmak için sigara içiyorlar. 

Biz henüz daha bağımlılık haline dönüşmemiş o mekanizmayı şu an analiz ediyoruz. O nikotin dopamin salınımını tetikliyor. Dopamin salgılandığı zaman sistem tekrar o kararlılık halini yakalıyor. Sistem kendini iyi hissediyor. Sisteme her şeyin yolunda olduğuna dair bir mesaj gidiyor. Ve o an kişinin içinde bulunduğu hal ne ise kaygı, endişe, tedirginlik, hüzün, keder, vs. o halden bir çıkma söz konusu oluyor. Yani tabiri caizse o dopamin aracığılıyla beynimiz kandırılıyor. Halbuki her şey yoluna girdi mi? Yoo girmedi. Borçlar ödenmedi, ailevi sıkıntılar devam ediyor, sağlık sorunları sürüyor, iş hayatıyla ilgili sıkıntılar devam ediyor, fakat salgılanan dopamin işlerin hale yola girdiğini zan etmesine neden oluyor. Fakat bir süre sonra o dopamin geri alınıyor. Ve yeniden o gerçekle karşı karşıya kalınıyor. Ve buna bağlı olarak yeniden bir gerilim, bir huzursuzluk hali açığa çıkıyor. Kişi bu sefer yeniden o dopamini sisteme salgılatacak o maddeyi sistemeyeniden veriyor. Bu sigarayla nikotin, uyuşturucuysa onun içerisinde artık hangi etken madde varsa. Ve bu yeniden beynimizde dopamin salınımını tetikliyor. Ve kişi yeniden kendini iyi hissediyor. Çünkü o dopamin sılınımıyla beraber beyne yine bir mesaj gidiyor. Dolayısıyla beyin o olağan üstü durumu ortadan kaldırıyor. Bu bir, iki, üç, beş derken bir müddet sonra kişi dış dünyada çözümleyemediği o sorunlarının meydana getirdiği o gerilimden kurtulabilmek için beynini yanıltmaya yönelik o dopamin mekanizmasını harekete geçirtecek o maddeye bağımlı hale geliyor. Artık o madde olmadığı zaman kişi bir huzursuzluk hali yaşıyor. İlk başlarda hayatındaki o sıkıntıların yol açtığı gerilimden kurtulmak için kullanıyor. Bu masum bir kullanım gibi görünüyor. Fakat bu esnada sistem varlığını devam ettirebilmek, işleyişini devam ettirebilmek için o sigarayla beraber, uyuşturucuyla beraber, o alkole bağımlı hale geliyor. Neden? Çünkü nasıl olsa o günün şu şu saatlerinde sisteme bu maddeler verilecek diyor ve ona dayanmaya başlıyor, o nu beklemeye başlıyor. Alt beynimiz gerek yapısı gerekse işlevleri itibariyle memeli hayvanlarınkiyle benzerlik arzeder. Bundan dolayı biz psikolojide alt beyni hayvan beyni olarak da tanımlıyoruz. Özellikle bağımlılıkların ortaya çıkışında alt beynini çok önemli bir rolü vardır. Özellikle amigdala dopamin salınımında çok etkili olan bir yapıdır. Aynı zamanda ödül ve ceza, haz ve acının da merkezi dir amigdala. 

Dolayısıyla bu maddelerin o denge halini yeniden kazanmaya yönelik bir telafi aracı olarak kullanılmaya başlanmış olması ve bunun süreklilik arzetmeye başlamış olması bir müddet sonra beynin işlevlerini devam ettirebilmek için o maddeleri bekliyor olması sonucunu beraberinde getiriyor. 

O madde gelmedi. Peki ozaman ne oluyor?. O zaman da yoksunluk belirtileri ortaya çıkmaya başlıyor. O yoksunluk orada bir gerilimin açığa çıkması demektir. Eğer kişi o gerilimi tolere edebilirse, o gerilime dayanabilirse bir müddet sonra o maddelere ihtiyaç duymayacaktır. 

Bağımlılık ne kadar uzun süredir devam ediyor idiyse, ne kadar derin ise o bağımlılık duyulan maddenin yol açmış olduğu yoksunluk da o derece şiddetli oluyor. Bazen o kadar şiddetli olabiliyor ki kişi o gerilimden kurtulmak için bir şeyler yapmadığı takdirde ya da yardımcı bazı maddeler kullanmadığı takdirde o süreci atlatamıyor ve bağımlılıklar tekrar edebiliyor. 

Günümüzde sigara, alkol veya uyuşturucu bağımlılığınının tedavi sürecinde o yoksunluğun açığa çıkarmış olduğu gerilimi tolere edebilmeye yönelik bazı yardımcı ilaçlar kullanılıyor. Tabi doktor nezaretinde kullanılan bu ilaçlar kişilerin bağımlılıktan kurtulma çabalarına ciddi anlamda katkı sağlıyor. Çünkü problem o gerilime dayanamama hali. 

Bağımlı insanların maalesef gerilim tolerans eşiği düşük oluyor. Yani o yoksunluğun getirmiş olduğu gerilime dayanamıyorlar. Diğer insanlara kıyasla hiç dayanamıyorlar. Diğer insanlara kıyasla bu gerilimden kurtulma ihtiyacını daha fazla hissediyorlar. Bu da o bağımlı oldukları maddeye geri dönüşlerine neden olabiliyor. 

O açıdan bağımlılıklardan kurtulma sürecinde gerilim tolerans eşiğini yükseltecek programlarında destekleyici bir unsur olarak devrede olması çok önemlidir. Özellikle oruç ibadeti kişinin gerilim tolerans eşiğini yükseltebilmek için çok büyük olanaklar tanıyor. Çünkü alt beynimiz gerilimden hiç hoşlanmıyor. Alt beynimizde gerilim açığa çıktığında gerilimden kurtulmaya yönelik mekanizma hemen gerilimden kurtulmak için arayışlar içerisine girmeye başlıyor. Ve alt beynimizde var olan bu gerilimden kurtulma süreci üst beyinden bağımsız bir şekilde gerçekleşiyor. Akıl ve vicdanın üzerinde çalıştığı o yapıdan bağımsız gerçekleşiyor. Dolayısıyla kişinin aklen ve vicdanen o maddenin bağımlılık yapıcı etkisini biliyor olması, ikincil etkilerinin, yan etkilerinin farkında olması kişiyi o maddeyi kullanmaktan çoğu zaman uzak tutmaya yetmiyor. Çözüm, iradenin yanında gerilim tolerans eşiğini yükseltebilmek. Eğer bu eşik yüksekse yani kişinin sabır gücü varsa o amigdala kişide bulunan telafi mekanizması bir şekilde devreye girmiyor, çok ısrarcı olmuyor, çok fazla ayak diremiyor. Buna bağlı olarak kişi üst beynini, irade gücünü kullanarak bağımlılık yapabilecek, zararlı, dinen, aklen, zararlı bu maddelerin kullanımından kendini alı koyabiliyor. Aksi takdirde kişi ne kadar akıllı olursa olsun, ne kadar vicdanlı olursa olsun, aklı ve vicdanı ne kadar iyi eğitilmiş olursa olsun eğer o gerilim tolerans eşiği düşükse, sabırsızsa, o kişide açığa çıkabilecek gerilimden kurtulma çabasının kişinin hatalı durumlara düşürme olasılığı o denli yüksel oluyor. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor. 

Özellikle çocuklarımızı da yetiştirirken, bizler artık haz bağımlısı olduk. Çocuklarımızı da ne yazıkki hazza bağımlı hale getirdik. Biz hep madde bağımlılığından bahsediyoruz. Fakat madde kullanımında en önemli faktörlerden bir tanesi de hazza ulaşma ihtiyacı dır. Eğer kişi hayatında o haz kaynaklarından yeterince istifade edemiyorsa, insanın en büyük haz kaynağı çevresiyle sosyal etkileşim içerisinde olmasıdır. Sonra kendini güvende hissetmesidir. Bunların her biri bir haz kaynağıdır. Bunlarla temas etmemiz, sosyal ilişkilerde bulunmamız, aile bireyleriyle, dostlarımızla, komşularımızla, sağlıklı ilişkilerde bulunmamız beynimizin endorfin, sedopamin gibi sistemin kendini iyi hissetmesini, güvende hissetmesini sağlayacak o kimyasalların salınımını tetikler. Fakat kişinin ilişkileri bozulmuşsa, aile bireyleriyle ilişkileri iyi değilse, ilişkiler kopuksa yanlızlık içerisindeyse kendini güvende hissetmiyorsa, düzenli bir işi yoksa, ya da kendini güvende hissedebileceği bir ailesi yoksa o zaman kişinin kimyası bozuluyor. Dengesi ve düzeni bozuluyor ve o aşamadan sonra beyinin o dengeyi yeniden sağlayamaya yönelik o telafi mekanizmeları devreye giriyor. Kişi hazzı yaşayamıyor. Hayattan keyif alamıyor. Bu sefer o hazzı yakalayabilmek için o maddelerin kullanımına ihtiyaç duyabiliyor. Dolayısıyla kendimizi çok fazla hazza alıştırmamamız gerekiyor. Özellikle de çocuklarımızı çok fazla hazza alıştırmamamız gerekiyor. İmam-ı Gazali ne diyor. “Bir baba zengin bile olsa bazen çocuklarına kuru ekmek vermeli. Çocuk o yokluğu da görmeli.” Burada oruç çok güzel bir fırsat. Yalnız o iftar ve sahur sofralarına dikkat etmemiz gerekiyor. 

18-19 saat aç kalsak da o haz verici yiyecek ve içeceklerden uzak dursak da ilk fırsat da bunlara geri döneceğim mesajı gidiyor ve o açlıktan ne yazıkki gerilim tolerans eşiğimizi yükseltmek açısından elimizde çok fazla bir şey kalmıyor. Açlıktan fazla bir şey kalmıyor. Dolayısıyla iftar ve sahurlarımızı da mutedil yapmak zorundayız. Oruçtan sabır açısından istenen faydayı, sağlayabilmemiz hususunda.