DEĞİŞMEK ZORUNDA MIYIZ?

 

fatih reşitÖfke duygusunu yok edemeyebiliyoruz. Çünkü bu duyguya eki eden birçok faktör var. Bu faktörlerden bir tanesi genetik faktörler. Diğer bir deyişle fıtrat ( yaratılıştan gelen özelliklerimiz).
Hz. Ömer Müslüman olmasından önce de sert, öfkeli, celalli birisiydi ve sonra Müslüman oldu. Ne oldu Müslüman olduktan sonra süt dökmüş kediye mi döndü. Halim selim, vur eline al ekmeğini bir insana mı dönüştü. Hayır dönüşmedi. O öfkesi, o celali, o sertliği devam etti. O zaman bundan şunu anlıyoruz. Bu onun fıtratında olan bir şey. Ve Hz. Ömer;  Peygamber (s.a.v.) kendisine dönüp. Ey Ömer! Ben   Peygamber gönderilmeseydim vallahi sen Peygamber gönderilecektin! dediği  insandır. O nun can yoldaşı, kayınpederi, kendisinden sonraki üçüncü halife ve aynı zamanda kabir arkadaşı.
Eğer öfke kötü bir şey olsa, dünya ve ahiret saadetine mani olan bir şey olsa, o zaman Hz. Ömer in Müslüman olmasıyla beraber,  onda müşriklik döneminde kendisinde bulunan o kötü ahlakla beraber, bu öfke halinin ondan gitmesi gerekiyordu. Ama gitmedi bu hali aynen devam etti. Hatta bu halinin bazen Hz. Peygamber ile olan ilişkisinde devreye girdiği bile baki oldu. Buradan da anlıyoruz ki bu öfkeli hali onun dünya ve ahiret saadetine mani olan bir hal değil. Öyle olsaydı eğer Allah ve Resulü ondan bu hali çekip alırdı.

Müslüman olmasıyla beraber bambaşka bir kişiliğe bürünürdü. Hayır! Kişilik aynı kişilik. Fakat Müslüman olmasıyla beraber kişilik terbiye oluyor. Müslüman olmasıyla kişilik fıtratına yani fabrika ayarlarına geri dönüyor. O itidale, orta yola, haddi vasata geri dönüyor. Kişiliğinde söz konusu olan aşırılıklar ortadan kalkıyor. Fakat o öz benlik, öz kişilik öfkelenmeye devam ediyor. Çünkü o özellik zaten genetik olarak kodlanmış. O misyonunu ifa edebilmesi için yazgısını yaşayabilmesi için imtihanın üstesinden gelebilmesi için o fıtrata ihtiyacı vardır.

Şimdi bazı insanları görüyoruz. Eğer öfkeli bir yapıya sahipse halim selim biri olmak istiyor. Halim seli biri ise de daha kararlı, daha sert bir mizaca sahip olmak istiyor. Fakat bu yanlıştır. Çünkü genetik özelliklerimiz içimize kodlanmıştır. Bunların bize verilmesinin hikmetleri vardır. Bizler bu yazgıyı yaşayabilmek, bu yazgının bize yüklemiş olduğu sorumlulukları yerine getirebilmek, o misyonu ifa edebilmek, o zorluklarla baş edebilmek için bu kişiliğe ihtiyacımız vardır. Aynı şekilde Hz. Osman da halim selim bir insandır. Fakat İslama girmesiyle beraber bambaşka bir kişiliğe dönüşmedi. O halim selimliği, yumuşaklığı, yufka yürekliliği devam etti. Hatta o fitneler koptuğu zaman onun bu hali sebep olarak gösterildi.

Dolayısıyla diyoruz ki; kişiliğimizde var olan hoşlanmadığımız, mutluluğa ve başarıya mani olarak gördüğümüz birçok özellik esasında genetik olarak içimize kodlanmış fıtratımızda var olan özelliklerdir. Bizler bunları yok etmeğe çalışmak yerine bunları terbiye etmeye çalışacağız. Diğer bir deyişle bunları terbiye etmeye çalışacağız. Mümkün olduğu kadar fabrika ayarlarına geri dönmeye çalışacağız.
Fakat bu her zaman için mümkün olmaya biliyor. Psikoterapi söz konusu olsa bile psikoterapi ile bile mümkün olmayabiliyor. Belli kazanımlar ilerlemeler kaydedebilse bile fıtrata dönüş söz konusu olmaya biliyor. Çünkü derenin altından çok sular akmış olabiliyor, çok şeyler yaşanmış olabiliyor. Olumsuz anne-baba tutumları, almış olduğu eğitim, gördükleri, duydukları, yaşadıkları, üzerine kendi tercihleri artık fıtratta var olan o özellikler öyle bir hale geliyor ki onları herhangi bir müdahele ile asli hallerine döndürebilmek pek de mümkün olmayabiliyor.

Bu durum iyi yönetildiği takdirde mutluluğa ve başarıya mani değildir. “Fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten” e mani değildir.
Bir danışanım sormuştu ;

-Öfkemizi ölçülü bir şekilde nasıl dışa vurabiliriz?
-Buna psikolojide öfke yönetimi diyoruz. Eğer bizde değiştiremediğimiz bir durum varsa o durumu yönetmemizi sağlayacak, bize ve çevreye olan etkilerini asgari düzeye indirmemizi sağlayacak içsel ve çevresel faktörler muhakkak suretle var edilmiştir. Çünkü Mevla bizim başarmamızı istiyor. Üstüne üstlük bu arızalarımıza, bu çatlaklarımıza rağmen başarmamızı istiyor. Bizi böyle kolay arızalanabilir, darbelere bağlı olarak kişiliğinde çatlaklar oluşabilecek şekilde var eden O.
İsteseydi bizi düşmekten-kalkmaktan, sıcaktan-soğuktan, darbelerden etkilenmeyen demir gibi iradeye sahip varlıklar olarak yaratabilirdi. Ama bizler öyle değiliz. Bizler hassas, kırılgan, aciz, naçiz, pür taksir varlıklarız. Ne kadar etkilenmiyor görünsek bile yaşadıklarımız psikolojimiz üzerinde bir etki meydana getiriyor. Bu etki belli ölçüde geri döndürülebilir olsa da belli ölçüde geri döndürülemez.

Peki bu darbeler, bu çatlaklar bizde oldu diye bu dünyada ve ahirette mutlu olamayacağımız anlamına gelmiyor. Çünkü Mevla bizim başarmamızı istiyor. Ve başarmamız için ihtiyaç duyduğumuz içsel ve çevresel kaynakları  o zorlukla birlikte var ediyor. O zaman onları bulup, onları tespit edip kişiliğimizde var olan bu defoları, bu çatlakları yönetmek, bize ve çevreye olan etkilerini asgari düzeye indirmek için gerekli adımları atıp, gerekli tedbirleri almalıyız. Bunu yaptığımız takdirde o sorunun varlığına rağmen, mutluluk ve başarıyı elde ediyoruz.

Kişi öfkeli. Buna rağmen iyi bir baba, iyi bir koca, iyi bir işveren, iyi bir dost, iyi bir kul. O öfkeyi yönetiyor.
Yönetmek derken; o öfke hiç açığa çıkmıyor, hiç öfkelenmeksizin hayatını devam ettiriyor değil. Öfke varsa elbette ki zaman zaman bu açığa çıkacaktır, davranışlarımıza yansıyacaktır. Tarzımızı oluştururken tarzımızın gerçeklerimizle uyumlu olması, gerçeklerimizi temel alıyor olması çok önemlidir. Senin kişiliğinde böyle bir yönelim var ise sen tutup ta kendine çok yumuşak bir tarz benimseyemezsin. Benimsediğin takdirde bu tutarlı olmaz. Sürdürebilirliktir esas olan.