İÇİNDEKİ ÇOCUK

 


Hepimizin içerisinde bir çocuk var. Her ne kadar büyüsek de belli bir olgunluğa gelsek de, belli bir tecrübeye ulaşsak da içimizde bir parça hep çocuk olarak kalmaya devam ediyor. O parça geçmişin etkisini bugüne taşıyor. Geçmişe ait yoksunluklarımız,  korkularımız, kaygılarımız, endişelerimiz, geçmişe ait açmazlarımız, komplekslerimiz, içimizdeki çocukla ugüne taşınıyor.
 
 
Bir sözde  dediği gibi   “Çocukluğumun geçtiği Köyde oluşturduğum haritayla Dünya’da yolumu bulmaya çalışıyorum ” esasında bu sözde içimizdeki çocuk anlatılıyor. O çocuk, o çocukluk dönemine ait parametrelerin ışığı altında hareket etme eğilimi içerisinde. O çocuk çünkü bizim sahip olduğumuz bilgiye, birikime, tecrübeye sahip değil. O hala küçük  bir çocuk. O hala geçmişte ve bu zamanda onun gündemi bambaşka. Bizim bir yetişkin olarak gündemlerimiz var. Evlendik, ebeveyn olduk, eş olduk .  Öte yandan kulluk gündemimiz var. Bir anne ve babanın evladıyız. Evlat olarak onlarla ilgili bir gündemimiz var. Çalışıyoruz, çalıştığımız yerle ilgili bir gündemimiz var. Vatandaşız, devletimizle ilgili bir gündemimiz var. Ümmetiz, müslüman kardeşlerimizle ilgili bir gündemimiz var v.s….
 
 
Gündemimiz oldukça yoğun. Özellikle de şu 21. yüzyıl insanının gündemi daha da yoğun. Bununla beraber içimizdeki çocuğun bambaşka bir gündemi var. Onun gündemi bizim gündemimizden çok farklı.
 
 
O geçmişe ait yoksunluklarını giderme çabası içerisinde, geçmişe ait kaygılarından, korkularından uzaklaşmak ve kendine güvenli bir alan oluşturma çabası içerisinde. Geçmişe ait, takdir, ilgi eksikliği varsa onu tamamlama çabası içerisinde. Ve bunları bizim üzerimizden gerçekleştirmeye çalışıyor. Bizim etkinliklerimiz üzerinden, bizim ilişkilerimiz üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor.
 
 
Şöyle bir oturup tercihlerimize bakalım. İlişkilerimizi gözden geçirelim. Mesela sevdiğimiz, kendimizi yanlarında rahat ettiğimiz insanlara şöyle bir bakalım. Ya  da biraz mesafeli davrandığımız, hazetmediğmiz, kendimizi yanlarında rahatsız, gergin hissettiğimiz insanlara şöyle bir bakalım. İnsanlarla olan ilişkilerimizde içimizdeki çocuğun çok  belirleyici olduğunu göreceğiz. Eğer içimizdeki çocuğun biraz sevgiye, ilgiye ihtiyacı varsa bu sevgi ve ilgiyi veren insanların yanında kendimizi daha rahat hissettiğimizi onlarla beraber olmayı istediğimizi görürüz.

Bununla beraber o çocuğun güven ihtiyacı varsa, takdir edilme , onaylanmaya ihtiyacı varsa bunu ona veren insanların yanında daha rahat olduğunu görürüz. Ve farkında olmadan ilişkilerimize etkilediğini…
 
 
Yapacaklarımıza da etki ediyor.
 
 
Tercihlerimize de etki ediyor.
 
 
İçimizdeki çocuğun kişiliğimizin işleyişinde, hayatla olan ilişkimizde ve hayatın da bizim üzerimizdeki etkisinde zannedildiğinin çok  ama çok ötesinde belirleyici bir rolü var.
 
 
Çift terapisine gelen eşlere içimizdeki çocuk kavramının üzerinde çok dururuz. Ama ondan daha da önemlisi muhatabımızın içindeki, eşimizin içindeki çocuğu tanıyabilmek ve onu yönetebilmek önemli hale gelir.
 
 
Hep söylediğimiz bir şey var; “Güçlü ve  akıllı insanlar,  içindeki çocuğu yok eden, onları yok sayan insanlar değildir. Aksine onu tanıyan, onu bilen, zaaflarının farkında olan ve onu yöneten insanlardır.
 
 
Daha akıllı ve daha zeki insanlar muhatabının içindeki çocuğu tanıyan bilen ve onu yönetebilen insanlardır.
 
 
Muhatabımızın içindeki o çocuğu çok iyi tanımamız gerekiyor. Onu çok iyi anlamamız gerekiyor. Onu tabiri caizse pışpışlamamız gerekiyor.
 
 
Lakin bunu yapabilmemiz için öncelikle kendi içimizdeki çocuğu tanıyabilmek, ve  onu yönetebilmek durumundayız. Eğer kendi içimizdeki çocukla aramız iyi değilse onu anlamakta güçlük çekiyorsak ,onu hiçe saymışsak, onu baskılamışsak, o zaman muhatabımızın içindeki çocuğu da anlayamayız.
 
 
Kendi çocuğuna sevgi şefkat göstermeyen  bir insan başkasının çocuğuna ya da genel anlamda çocuklara sevgi, anlayış, şefkat gösterebilir mi?
Gösteremez.
 
 
Bununla beraber kendi çocuğunu anlayabilen, iyi ilişkiler içerisinde olan o na güven telkin etmiş bir insan diğer çocuklar la da benzer bir iletişim içerisinde olacaktır.
 
 
Neden muhatabımızın içindeki çocuğu anlayamıyoruz? Çnkü kendi içimizdeki çocuktan kopuğuz. Onun sesini kısmışız. Hepimizin içinde çocuk var;  O ağlıyor, sızlıyor ama sen onun sesini duymuyorsun.
 
 
Ya da bundan da tehlikelisi o çocuk artık başının çaresine bakmayı öğrenmiş. Oturman da kalkmanda, tavırlarında, ilişkilerinde, tepkilerinde, hayatın üzerinde bıraktığı etkilerinde sen farkında değilsin ama içindeki çocuk çok belirleyici. Alınganlıklarımızın,  kırılganlıklarımızın, öfkelerimizin,  kıskançlıklarımızın temelinde hep o çocuk var.
 
 
Neden o çocuk kişiliğimizde bu kadar etkili?
Çünkü biz onun ihtiyaçlarını hiçe saymışız. Biz  o nu gözetmemişiz, biz onu anlamamışız. O kendi başının çaresine bakıyor. Çocuk neden ağlar, neden kafasını yerlere vurur, huysuzluk yapar, neden oyuncaklarını kırar, neden arkadaşlarıyla sürekli kavga eder, neden sürekli okuldan sorun getirir?
 
 
O çocuğun karşılanmamış ihtiyaçları vardır.Onun karşılanmamış ihtayaçları onda müthiş bir gerilime yol açar. Gerilim onun etkinliklerine, davranışlarına yansır.
 
 
Aynı şekilde bir insan insanlarla neden bu denli uyumsuz, neden bu kadar huzursuz, neden bu kadar tatminsiz, neden bu kadar gergin, neden  bu kadar öfkeli, neden bu kadar kırgın, kırılgan?
 
 
Onun içindeki çocuğun karşılanmamış ihtiyaçları var demektir. Güven ihtacı karşılanmamış, takdir, ona, ihtiyacı karşılanmamış, ve bu diğer
insanlar tarafından karşılanmadığı gibi kendisi tarafından da karşılanmamış. Çığlık çığlığa bağırıyor, ama kişi kulaklarını tıkamış.
 
 
Ve kendi içindeki çocuğu anlamadığı gibi başkalarının içindeki çocuğu da anlamaya çalışmıyor.